Telefon
WhatsApp

12. Yargı Paketi Çerçevesinde TCK m.158’de Reform İhtiyacı

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

12. Yargı Paketi Çerçevesinde TCK m.158’de Reform İhtiyacı

12. Yargı Paketi Çerçevesinde TCK m.158’de Reform İhtiyacı

2071 Görüntüleme 13 Şubat 2026, 12:00

12. Yargı Paketi Çerçevesinde TCK m.158’de Reform İhtiyacı

Mevcut Sorunlar ve Çözüm Önerileri

İlksoy Hukuk Bürosu


Giriş

Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinin güncel uygulaması, artık yalnızca bir ceza normunun yorumlanması meselesi olmaktan çıkmıştır. Uygulamada ortaya çıkan tablo; özellikle gençlerin, ekonomik olarak kırılgan bireylerin ve sosyal açıdan dezavantajlı grupların, fiilen dolandırıcılık mekanizmasının en zayıf halkası olmalarına rağmen “fail” sıfatıyla ağır ceza tehdidi altında yargılandığını göstermektedir.

Bu yönüyle 12. Yargı Paketi, yalnızca teknik bir mevzuat değişikliği değil; ceza adaletinin yönünü yeniden tayin edebilme potansiyeli taşıyan yapısal bir reform fırsatıdır.

Bu çalışmada yer verilen öneriler, teorik kabullerden ziyade; dosya pratiği, duruşma salonlarında edinilen gözlemler ve somut mağduriyetlerden süzülmüş değerlendirmelere dayanmaktadır.

Son dönemde konu, televizyon programları ve sosyal medya mecralarında yoğun biçimde tartışılmaktadır. Ancak hukukçu olmayan kişilerce yapılan, teknik ve dogmatik arka plandan yoksun yorumlar, toplumsal algıyı yanlış bir zemine taşımaktadır. Özellikle “banka kartının silah gibi değerlendirilmesi gerektiği” yönündeki söylemler, ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Silah, doğası gereği tehlikelidir ve verilmesi hâlinde suç işlenebileceği öngörülebilir. Banka kartı ise hukuken tanınmış, gündelik hayatın olağan bir unsurudur. Kartın verilmesi çoğu durumda sıradan bir güven ilişkisinin sonucudur ve bu davranışın ceza sorumluluğu doğuracağı düşüncesi, hayatın olağan akışı içerisinde yer almaz.

Ceza hukukuna daha uygun benzetme şudur: Kişi aracını bir başkasına verdiğinde, o araçla işlenen bir suçtan aracın maliki değil, fiili kullanan sorumludur. Çünkü ceza hukukunda cezanın şahsiliği esastır. Bu ayrım yapılmadan kurulan her değerlendirme, hukuku değil; öfkeyi beslemektedir.


1. Hesabını Kullandıran Kişiler Hakkında Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (5 Yıl)

İlk ve temel önerimiz; hesabını kullandıran kişiler bakımından ilk fiil için beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi mekanizmasının getirilmesidir.

Uygulamada yargılanan kişilerin önemli bir bölümü, dolandırıcılık suçunun asli faili değildir. Çoğu kişi, eylemin suç teşkil ettiğini ancak soruşturma veya kovuşturma sürecinde öğrenmektedir.

Öte yandan, hiçbir ticari ilişki veya makul araştırma olmaksızın tanımadığı kişilere para gönderen müştekilerin davranışlarının da mutlak kusursuzluk içinde olduğu söylenemez.

Hakkaniyete uygun çözüm şudur:
Kişi ilk kez hesabını kullandırmış, bu fiilin suç olduğunu yargı önünde öğrenmiş ve buna rağmen ikinci kez aynı davranışı sergilemişse, artık kötü niyet varsayımı devreye girmelidir. Bu noktada dolandırıcılık suçundan yargılama yapılması mümkündür.

Bu yaklaşım, Türk ceza hukukuna yabancı değildir ve özellikle kullanma suçları bakımından benzer koruyucu mekanizmalar mevcuttur.


2. Hesabını Kullandırma Fiili İçin Ayrı ve Özgü Bir Suç Tipi İhdası

Hesabını kullandırma fiilinin, TCK m.158 kapsamında geniş ve zorlayıcı yorumlarla çözümlenmeye çalışılması yerine, ayrı ve özgü bir suç tipi olarak düzenlenmesi gerekmektedir.

Bu düzenlemede kritik husus, kast unsurunun açık ve tartışmasız biçimde kanun metninde yer almasıdır.

Şu durumlar açıkça düzenlenmelidir:

  • Kişinin hesabını kullandırdığı sırada fiilin suç olduğunu bilmemesi,

  • Dolandırıcılık fiiline iştirak kastının bulunmaması.

Yeni suç tipinde cezanın üst sınırı en fazla iki yıl olmalıdır. Zira bu fiillerde çoğu zaman:

  • Organize suç yapısı bulunmamakta,

  • Profesyonel dolandırıcılık faaliyeti yürütülmemekte,

  • Doğrudan menfaat temini gerçekleşmemektedir.

Aksi hâlde ceza hukuku, asli fail ile aracı konumundaki kişileri aynı hukuki kategoride değerlendirmeye devam edecektir.


3. Uzlaşma Kurumunun Bu Dosyalarda İşlevsizliği

Uzlaşma, teoride cazip görünmekle birlikte bu dosya türlerinde pratikte işlevsel değildir. Özellikle yüksek meblağlı dosyalarda müştekiler uzlaşmaya yanaşmamaktadır.

Bu nedenle çözüm, uzlaşma kurumunun genişletilmesi değil; yapısal ve normatif bir düzenleme yapılmasıdır. Zararın tazmini hâlinde, müşteki rızası aranmaksızın dosyanın işlemden kaldırılmasına imkân tanıyan alternatif modeller değerlendirilmelidir.

Ceza adaleti, yalnızca sistemin en zayıf halkasını cezalandırarak tesis edilemez.


4. Etkin Pişmanlık (TCK m.168) Uygulamasındaki Çelişkiler

TCK m.168’in uygulamasında ciddi bir sistematik sorun bulunmaktadır. Şüphelinin gerçek failin ismini vermesi ve yakalanmasına katkı sunması hâlinde, sanık sayısının artması gerekçesiyle cezasının fiilen ağırlaşması söz konusu olabilmektedir.

Bu durum ceza hukukunun temel mantığıyla bağdaşmamaktadır. Etkin pişmanlık kurumu;

  • Susmayı değil,

  • Konuşmayı,

  • Gerçeğin ortaya çıkarılmasını teşvik etmelidir.

Bu nedenle, başka bir failin yakalanmasına somut katkı sunan şüpheli lehine zorunlu indirim hükmü açıkça düzenlenmelidir. Aksi hâlde sistem, “susmanın daha güvenli olduğu” yönünde yanlış bir mesaj üretmektedir.


5. IBAN Mağdurları Açısından TCK m.158’e Özgü Düzenleme İhtiyacı

Mevcut TCK m.158 uygulaması, özellikle IBAN mağdurları bakımından sürdürülebilir değildir.

Tek fiilden çok sayıda dosya üretilen,
beraat ile mahkûmiyet kararlarının yan yana verilebildiği,
pişmanlığın fiilen cezalandırıldığı bir yapı, adalet üretmemektedir.

  1. Yargı Paketi, bu tabloyu değiştirmek için önemli bir fırsattır. İhtiyaç duyulan şey daha fazla ceza değil; daha fazla öngörülebilirlik ve daha fazla hakkaniyettir.


6. Hesabını Kullandırma Fiilinin Tek Eylem Olarak Kabulü

Uygulamadaki en ağır mağduriyetlerden biri, hesaba gelen her para transferinin ayrı suç sayılması ve her müşteki için ayrı dosya açılmasıdır.

Oysa bu kişiler açısından tartışılması gereken husus, para transferlerinin sayısı değil; hesabı kullandırma iradesidir.

Kartın verilmesi,
hesabın açılması,
erişimin sağlanması,

eylem budur ve tektir.

Suçun planlanmasına katılmamış, süreci yönlendirmemiş ve fiil üzerinde hâkimiyeti bulunmayan kişiler açısından değerlendirme; sonuç üzerinden değil, tek iradi davranış üzerinden yapılmalıdır.

Aksi yaklaşım, ölçülülük ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmayan şu tabloyu doğurmaktadır:

Tek bir hata,
tek bir zayıflık,
tek bir yanlış karar;

karşılığında ise onlarca dosya ve yıllarca hapis tehdidi.


İlksoy Hukuk Bürosu
Ceza adaletinde ölçülülük, öngörülebilirlik ve hakkaniyet ilkelerinin güçlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Etiketler:

Paylaş